• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

ERZURUM REHBERİ

 

 

 

Site Menüsü
Site Haritası
Müslüm Çağlar
ebrumuslum25@hotmail.com
Sadi ve Sırrı Kardeşler
16/01/2021

Yıl 1944...

O yıl; Erzurum Halkevinin Tiyatro konusunda zirve yaptığı yıldır. O tarihlerde Halkevi Tiyatrosu; 'O kadın, Hisse-i Şayia, Pazartesi - Perşembe ve Bir Kavuk Devrildi' oyunlarını muhteşem dekorlar, kostümler ve müziklerle sahneye koymaktadır.

Yine bu oyunlardan biri de Shakespeare 'in meşhur 'Otello' oyunudur. Oyun her hafta sonu, kapalı gişe oynamaktadır.

Oyunun bir sahnesi şöyledir: Başrol oyuncusu, karısının kendisini aldattığını öğrenince, karısını boğarak öldürmektedir. Bu sahne o gün, o kadar gerçekçi oynanmaktadır ki, salon ıslıktan, alkıştan yıkılmaktadır. Fakat kulisteki diğer oyuncular, 'Bu işte bir anormallik var' diyerek, can havliyle çırpınan kadını, erkeğin elinden almak için sahneye girerler. Güç - bela da olsa, kadını erkeğin elinden kurtarırlar. Salon hala alkış ve ıslıkla inlemektedir. Nihayet perde iner, ama alkışlar devam etmektedir.

İşin aslı sonra anlaşılır. Adam sinir krizleri geçirmektedir.  O ruh haliyle kadının boğazına sarılmıştır. Derhal Şerif Efendi Polikliniği'ne götürülür. Bu Hasta hane de ilk müdahalesi yapılır ve hasta Ankara Numune Hastanesi'ne sevk edilir.

Ertesi gün Erzurum tren garında mahşeri bir kalabalık vardır. Sanki bütün Erzurum oradadır. Bu kalabalık, bu meşhur tiyatrocuyu Ankara’ya uğurlamak için gelmiştir. O da, yarı beline kadar kompartıman penceresinden sarkmış, baygın gözlerle ve yorgun bir halde ve küçük kardeşinin yardımıyla, gelenlere el sallamaktadır. Bu el sallamanın bir veda olduğunu elbette ki bilemezdi. Bu bakışın Erzurum’a son bakış olduğunu elbette ki bilemezdi. 

 İki gün sonra Ankara Numune Hasta hanesinde de gerekli müdahale yapılır ama hasta kurtarılamaz ve vefat eder.

O günün şartlarında (26 Nisan1944) cenazeyi Erzurum’a getiremezler ve Ankara Cebeci Mezarlığı'na defnederler. (Her iki hasta hane, hastaya yanlış iğne yapıldı diye birbirini suçlar...)

İşte bu tiyatrocu Dadaş,  'Bar Şiir’inin yazarı Aşkaleli öğretmen Sadettin Akatay' dır. 

Hani demişti ya;

Yüzyılların ardından kopup gelen bir vakar

Kahramanlık, yiğitlik, erlik destanıdır Bar.'  

Hani demişti ya;          

 'Doğunun sınır taşı, Erzurum'un dadaşı 

Efesi var İzmir’in eğilmez Türk'ün başı' 

Sadettin Akatay'ın yine öğretmen olan 'Sırrı' isminde bir de kardeşi vardır. Bu olaydan mıdır, başka bir nedenle midir, bilinmez! Sırrı Akatay, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde yüksek tahsil yapmak üzere tayinini Ankara'ya yaptırır. Van, Elazığ, İstanbul ve Niğde gibi illerde Türkçe öğretmenliği ve okul müdürlüğü yapar. Bir daha Erzurum'a dönmeyi düşünmez ve Niğde'ye yerleşir. Burada 1982 yılında vefat eder ve Bor ilçesinde defnedilir.

Bu kadar yer dolaşır ama Erzurum hasreti, öğretmen Sırrı'yı yakar, yakar, yakar... Çocukluğunun geçtiği yerleri, Davul - Zurnayı, Barı, cirit meydanlarını, anasının ayran aşını, Yazıcı Çeşmesi'nin suyunu, Yakutiye'yi, Palandöken'i ve Aziziye'yi düşünür, düşünür de bir türkü tutturur uzaktan... Bu da yetmez uzaklardan Erzurum'u hayal ederek 'Destanıdır Bir Şehrin' der, duygularını şiire döker:

Destanıdır Bir Şehrin

Bir şehir var yaylada, teeey yücelerde!...

Karlı dağlara sırtını,

Gönlünü bir garip sevdaya vermiş.

Esen rüzgârları hudutsuz,

Uçan kuşları hürriyet dermiş.

 

Süt mevsimi gecelerde

Bembeyaz sabrını bürünüp ovaların

Dağlarınca heybetli, yıldızlarınca umutlu

Bir eli tüfeğinde, bir eli kaşında

Hudutlar beklemiş tabya başında.

 

Kapılardan kervanlar akmış oluk oluk

İpek yüklü, bahar yüklü

Hint'in, Yemen'in kervanları

Erzurum-Van... Erzurum-Van...

Diyerek ötermiş çanları.

 

Maniler yakılmış: Erzurum ekin ekin

Türküler koşulmuş: Erzurum çarşı Pazar

Sen ağlama demiş canikom

"Kirpiklerin ıslanır

Ben ağlim ki, belki deli gönül uslanır."

 

Bile yazılmış kaderi yiğidiyle toprağının

Bir soluk dinlenmeden didinmiş durrmuşlar

Feleği hicveylemiş Nef'î, kayalar misali

Sularınca ah çekip yollara düşmüş Emrah

Yıldızlarca dertli Kerem, Aslı'nın peşinde.

 

Dağ değil Palandöken, gözdağıdır.

Yücesine kurulmuş camileri seslenir.

Duasında müm'indir Çifte Minareler

Üç Kümbetler, masalda Selçuk'un üç dilberi

Şahlanan bir gururdur beri yanda Aziziye,

Sanatın çiçek açan bahçesi Yakutiye.

Hele dadaş adan gurban

Alçaktan bir türkü aldır,

Hasret yüklü sesinle.

Yaz gelende çıkarlar mı yayla başına,

Semaverler tütende çermik yolunda,

"Al yeşil giyinip allanır" mı tazeler,

Kaytan bıyıklı dadaşlar, kol kola mı gezerler?

 

Davul-zurna küte küt nabzımda vurur bazı,

At oynatmak diler gönül, bir cirit meydanında.

Düşlerimde her gece su içerim Yazıcı'dan,

Burnumun ucunda tüter, burcu burcu ayran aşı,

Anam, bacım Nene hatun,

Ben Erzurum dadaşı...

 

Bir şehir var yaylada,

Bulutlara değer başı,

Gönlümde sevdanın dumanı tüter;

Rüzgârı hudutsuz,

Uçan kuşları,

Hürriyet, hürriyet diye öter.

Sırrı AKATAY

İşte bu iki kardeşin tıpkı Emrah, tıpkı Reyhani gibi mezarları Erzurum'dan çok çok uzaklarda.

Şiirlerini her gün zevkle okuduğumuz, okurken gururlandığımız bu iki kardeşi gündeme taşımak istedim.

Yazıma Reyhani ustanın bir sözüyle son veriyorum: 

 'Mezarım gurbette kalır 

Soran olmaz Erzurum da.'



100 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erzurum Bar ve adam! - 10/02/2021
Mobilyacı Muhlis (Gedikli) Başbarı en iyi oynayanlardandı. Hatta bugün bile onun çökmeye giderken yaptığı koşmayı anlatanlar var. ’Ayağını burada vurdu mu ta ötede çökerdi’ ’derler. Tabii şimdiki gibi 10-12 metre kareye mahkûm bir alanda değil.
Vefa - Saygı - 12/01/2021
’Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?’’ türküsündeki o telgraf tellerinden sorumluydu. Atik hanımın gözyaşlarını akıtarak, göğsüne vura vura söylediği,
Erzurum Bar Terimleri ve Kıyafetleri - 08/01/2021
Bar oyunlarında, sıranın sağ başında yer alan ve oyunun düzenini sağlayan oyuncudur. Bar başı olmak zor olduğunu kadar da mesuliyetli bir yerdir. İyi bir ‘’barbaşı’’, önce kendisinin güzel oynadığını ve müzik bilgisi olduğunu gösterir. Sonra oyundaki
BAR ŞİİRİNİN ÖYKÜSÜ - 02/01/2021
Saat 20.30 da lokantadan kalktık Belediye’ye gittik. Belediyenin kapısına vardığımız zaman teşrifatçılar “Sizi kim davet etti, davetli değilsiniz. Diyerek bizi içeri almadı. Sadi BEY çileden çıkmış “Ulan biz davet edilmeseydik böyle giyinir kuşanır g
Altın Elbiseli Adam - 12/12/2020
Bu elbise ve eşyalar, Türk tarihi ve medeniyeti açısından büyük bir önem taşımaktadır.