• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

ERZURUM REHBERİ

 

 

 

Müslüm Çağlar
ebrumuslum25@hotmail.com
Eskiden Bir Tebrizkapı Çarşısı Vardı.
10/06/2021

Eskiden bir Tebrizkapı Çarşısı Vardı

Alvar, Alibezirgan, Sürbahan, Uzunahmet, Güllü, Çeperli, gibi köyler, ürettikleri mahsullerini getirip, bu çarşıda satarlardı. Gündüz alış verişlerini yapar akşam da köylerine dönerlerdi. Gavurboğan'ın, Leblebici Yokuşu'nun, Üç Kümbetler gibi oraya yakın mahallelerin alış-veriş yaptığı canlı mı canlı, çok hareketli bir çarşı idi.

    Sabah ezanı ile açılan dükkânlar hiç kapanmaz, kilitlenmez, bütün mallar kapı önlerinde sergilenirdi. Buralarda hırsızlık yapan bu güne kadar hiç duyulmamıştı.

    Peynirci, camcı, boyacı, saatçi, gömlekçi, terzi.. Aklınıza gelen hangi ihtiyaç varsa, onun dükkânı vardı.

    Gaz-tuz, den-bulgur, lavaş-kadayıf, mum-pırtı... Anlayacağınız beşikten mezara ne lazımsa, bu çarşıda vardı.

    Çarşı olur da, okumuşu, okumamışı, velisi, delisi olmaz mı? Onlar da vardı.
    Deli Memo, Deli Sabri, Deli Nare vardı bu çarşıda. Çukur evlerde oturduğum yedi yıl içerisinde hemen hemen her gün, her sabah, her akşam yolum bu çarşıdan geçerdi. Ulu Cami'nin Çifte Minareler'in önünden geçer, Kullebilerin evin önünden bükülür, Gavur Boğan'dan yukarı çıkardım. Bazen bir kahvede oturur çay içer, bazen alış veriş yapar sonra giderdim. Misafirlerimi Kullebilere gitmeden, köşedeki tükrük köftecisine götürürdüm.

    (Hadi bu anlattıklarımı AVM lerde bulun da görelim!).

    Deli Memo çöpçü Muzaffer eminin oğluydu. Durmadan o çarşıyı aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı gezer de gezerdi .Bazen bir köşede durur, çarşıya bakar hızla oraya doğru yürürdü. Bazen elini şakağına götürür düşünür gibi yapar, sonra aniden aklına iyi bir fikir gelmiş gibi hızla döner tekrar yürürdü. Ben, Memo'nun bu hareketlerine bayılırdım. Çok ciddi yapardı. Bazen yanımdan geçerken ''Nere'' (nereye) derdim. Yavaşça ''işim var'' der geçerdi.  Bazen uzakta olunca bağırırdım ''Neeree'' o eliyle ''Git işine' der gibi işaret yapar, hızlı hızlı yürümesine devam ederdi.

    Şimdi, emekli olunca kendimi bu deli Memo'ya çok benzetiyorum. Aynen bu Deli Memo gibi bir çarşıdan bir çarşıya, bir caddeden bir caddeye dolaşıp duruyorum. Bazen yürüyüşümü de hızlandırıyorum, gören bir işi var zannetsin, diye.

    Dün iftardan sonra Hüsamettin Ceylan'ın pastahanesinde otururken, Vahap geldi. Yukarıdaki yazdıklarımı aynen ona anlattım. ‘Bu semtte in cin top oynuyor dedim. Buralardaki camilerde Allah rızası için bir veya iki saftan fazla cemaat bulamazsınız, dedim. Vahap heyecanla bana döndü: ''Tam adamına rastladın, ben doğma büyüme TEBRİZ KAPILI'YIM, sana Tebriz Kapı'nın 30-40 yıl öncesini, kimler yaşardı, neler vardı, sana bir bir anlatayım’ ‘dedi. Bir beyaz kağıt aldı eline, Tebriz Kapının krokisini çizdi ve Gavurboğan' dan aşağı başladı anlatmaya.

    ''Önce şunu bilmek lazım. Buranın asıl adı ÇARŞI'dır. Onun için Çarşı Karakolu, Çarşı Eczanesi, Çarşı Fırını diye isimler almıştır. Tebriz Kapı sonradan denildi. Erzurum'da belki on tane çarşı vardır amma, 'Çarşı' denilince akla Tebriz Kapı gelir.

    Gavurboğan'dan aşağı Taş Cami'den, Narmanlı Cami'ye, oradan Taş Mağazalar'ın başına kadar, her dükkânı bir bir anlatmaya başladı. ‘Oradaki önemli ve belirli simalar kimlerdi, onları söyle'' dedim. Demez olaydım, başladı saymaya.

    Omo Kemal, Kısse Baki, Kebapcı Veddan, Cambaz Bahrettin, Muhtar Cevdet, Muhtar Hulli, Hacı Etih, Adliye Yüksel, Kuyumcu Costik Nihat, Topal Müco, Baraka Yusuf, Oduncu Hacı Osman, Yağcı Celal, Cambaz Kel Tehsin, Dr.Nihat Çağlar gil, Kahveci Şefik, Hacı Mustafa Himoğlu (Mücahit Himoğlunun babası), Hacı Osman Nalbulan, (Alvarlı efenin katibi), Taş caminin hocası Ali Hoca, Tahsildar Kemal Aktaş, Aslan bakkaliyesi Cemil Aslan, Servet bakkaliyesi Servet Çelikdağ, Hacı Rüfet,  Berber Nüsret, Mehmet Çelikpazu,  Kel İhsan, Refik Emmi, Terzi Gokku Fuat, Faytoncu Süslü Binali, Boksör Yalçın(Dağdelen), Muhtar Fehri (meşhur CHPli), Emirşeyh Kebapcısı Nadi, Faytoncu Hesiko, İspirtci Eyüp, Bacak Şahmettin, Foter SABRİ, Erik Emmi (Küçücük büfesinde rozet ve düğme satardı, Alpaslan Türkeş’e laf söyletmezdi), BACI (Mahallenin bacısıydı), Titrek Rıza (titreyerek bardak satardı),Narmanlı Caminin yanındaki evlerin arasında ŞEYH in Gömlekçi dükkanı, Çifte Minarelerin altında şimdi WC olan yerde, Rakı satan Ermeni kadının Büfesi vardı .EŞO (Her kahvede kendine ait bir çay kupası vardı. Başka bardakla çay içmezdi, çaya da para vermezdi.) HACI HALİS .(20 tablacı çalıştırırdı. Tır filosu gibi Tabla Filosu vardı. Sabahları taksim eder işe yollar, akşamları toplar, her tablacıyla ayrı ayrı hesaplaşır, hesabı ortadan bölerdi.) Kahveci Esef Emmi (20 yaşından küçük olanları kahveye almazdı.) Deli Nare ve kardeşleri (Şair Nefi Orta okuluna doğru peynirci dükkanları vardı.)

    Tekman’ın Çamlıca Köyü'nden temmuzda, ağustosta merkeplerle tuz ve kar getirilirdi. Kar dondurma yapımında kullanırdı. Tuz ise kesek taş halindeydi, kırılarak satılırdı. Şimdiki Lapides'in yerinde Kelleci Ağa Emi vardı. Pişmiş koyun, kuzu kellesi satardı. Çarşının üç gezgini vardı. Horoz Şekerci Nihat, Gırcingoslu Selahattin (bu ismi Mucahit Himoğlu’ndan çaldım). Ey keteler, diyerek Kete satan ve ey fındıklaar, diyerek fındık satan.
    Vahap '' İşte bu kadar .Başkada unuttuğum varsa seni arar söylerim hocam'' dedi. Ben de teşekkür ederim Vahap Bey, peki sen kimsin, seni nasıl tanıtayım?'' dedim. ''Ben: Ali Bezirganlı, Alvarlı Efe'nin gazelhanı (demek ki öyle bir unvan var), Hacı Ahmet Efe'nin en küçük oğlu Vahap Kalkan.'' Dedi. Tanıyamadınız değil mi? Hani ağabeyisi var belediyede, türkü söyler, gazel söyler, Celil Kalkan. Yine tanıyamadınız. Bu, Vahap da müzikle uğraşır, düğün salonlarında program yapar, org, klavye, piyano çalar. Yine tanıyamadınız.. Kör Vahap, Kör Vahap.

    Gelelim bu kadar şeyi neden yazdığıma. Gavurboğan'dan Taş Mağazaların başına kadar, Üç Kümbetler havzasından, Kale ve Kale varoşlarına kadar, olan bu alanda en az 150.000 (yüz elli bin) insan yaşardı. Kentsel Dönüşüm adı altında, bu kocaman alan dümdüz edildi. Erzurum Türkiye'nin en çok göç veren şehri olduğuna göre, bu nüfusun en az yarısı Erzurum’u terk etmiştir. Erzurum’u terk etmeye yetecek maddi gücü olmayanlar, TOKİ'lerden başını sokabilecek bir ev alabilenler veya elinde azıcık sermayesi olup ta başka bir semtte iş yeri açabilenler Erzurum’da kaldı. Cesareti olanlar, girişimci olanlar, ellerinde sermayesi olanlar, Mersedeslerine binip İstanbul'a gittiler.

    Çifte Minareler'in doğu tarafında Büyükşehir Belediyesi bir sentetik çarşı yapmış, İçinde 20-30 işçi çalışıyor ama hiç bir dükkânda müşteri yok. Mahkeme yıkılmasına karar verdiği halde yıkılmayan bu sentetik çarşı, adeta mahkemelere ben seni yendim diyor. İşte bu çarşı önümüzde bu şekilde bir örnek olarak dururken, yıkılan, düm-düz edilen bu alanlarda yine buna benzer çarşılar yapılırsa diye çok korkuyorum.

    Aslında ben Yakutiye’mi geri istiyorum, velisiyle, delisiyle.

    Cennetzade, Gürcü Mehmet, Emirşeyh, Taş Cami, Narmanlı ve Sıvırcık camilerinin cemaatleri nerede? Allah’ını seven her hangi bir vakitte buralara bir gitsin. On, on beş kişiyi geçmeyen cemaatleri var. Duam odur ki kentsel dönüşüm bitince bu camiler eski cemaatlerine kavuşur.

    Aslında ben Yakutiye’mi geri istiyorum. Velisiyle, delisiyle.

    Yakutiye tarihi Erzurum’dur, Yakutiye Selçukludur, Yakutiye Osmanlıdır, Yakutiye Cumhuriyettir. Kısacası Yakutiye bizi biz yapandır. Bizi öz değerlerimizden koparmayın.

     Ramazan bayramının, tüm İslam Âlemine hayırlara vesile olmasını diler, saygılar sunarım.

Not: Bu yazı ilk olarak 14 Temmuz 2015 Tarihinde erzurumajans.com sitesinde yayınlanmıştır.

Yorumlar:

  • Dadas01 Ocak 1970 02:00

Dabakhane çeşmesinin yanındaki mavi kahvede Şeyh Hacı Münir Dikici yı unutmuşsun ki çarşının sigortasiydi .Dur dedimii akan sular dururdu. Her sabah okur ayran yapar dua eder çay demledim kahvede hoca Hacı eksik olmazdı. Sadece orda çalışıp doktor olan 4 kişi çıktı.

 

  • D. Şen01 Ocak 1970 02:00

Eline sağlık bu yazılar gelecek nesillerinin bir hazine değerinde keşke Dedelerimizde yazsaydılar bize miras kalırdı . Makamın Bayii dükkânı isimli içki satan yeri Ermeni değildi Rus veya Gürcüydü. Yazmaya devam Mustafa Aslan`ın önerisini destekliyorum sağolasın.

 

  • mustafa aslan01 Ocak 1970 02:00

Selâm olsun Müslüm Can... Öncelikle ve sırasıyla kaleminden, yüreğinden ve gözlerinden öpüyorum canca... İki üç dakikada okuyabileceğim bir yazı! Ama her cümlede, her isimde, her mahalde en az on-on beş saniye durarak, duraksayarak o isim veya mahaldeki bir hatıramı tekrar sür`atle yaşayarak, inanır mısın yarım saatte okudum... Ve yanaklarımın serinlemesiyle kendime geldim... Müslüm Can! Allah rızası için bu işi kendine görev say! Unutulmalarına izin verme! Bırakma unutalım! Ceylan`ın mekânını terk etme, terk ettirme! Bedenler, rızkın peşinden ve Allah`ın nasibiyle göç edebilir, ruhların göçüne izin verme! Sakın ha!

 Tebrizkapı Çarşısının o zaman ki görütüsü.



488 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Erzurum Bar ve adam! - 10/02/2021
Mobilyacı Muhlis (Gedikli) Başbarı en iyi oynayanlardandı. Hatta bugün bile onun çökmeye giderken yaptığı koşmayı anlatanlar var. ’Ayağını burada vurdu mu ta ötede çökerdi’ ’derler. Tabii şimdiki gibi 10-12 metre kareye mahkûm bir alanda değil.
Sadi ve Sırrı Kardeşler - 16/01/2021
Ertesi gün Erzurum tren garında mahşeri bir kalabalık vardır. Sanki bütün Erzurum oradadır. Bu kalabalık, bu meşhur tiyatrocuyu Ankara’ya uğurlamak için gelmiştir. O da, yarı beline kadar kompartıman penceresinden sarkmış,
Vefa - Saygı - 12/01/2021
’Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?’’ türküsündeki o telgraf tellerinden sorumluydu. Atik hanımın gözyaşlarını akıtarak, göğsüne vura vura söylediği,
Erzurum Bar Terimleri ve Kıyafetleri - 08/01/2021
Bar oyunlarında, sıranın sağ başında yer alan ve oyunun düzenini sağlayan oyuncudur. Bar başı olmak zor olduğunu kadar da mesuliyetli bir yerdir. İyi bir ‘’barbaşı’’, önce kendisinin güzel oynadığını ve müzik bilgisi olduğunu gösterir. Sonra oyundaki
BAR ŞİİRİNİN ÖYKÜSÜ - 02/01/2021
Saat 20.30 da lokantadan kalktık Belediye’ye gittik. Belediyenin kapısına vardığımız zaman teşrifatçılar “Sizi kim davet etti, davetli değilsiniz. Diyerek bizi içeri almadı. Sadi BEY çileden çıkmış “Ulan biz davet edilmeseydik böyle giyinir kuşanır g
Altın Elbiseli Adam - 12/12/2020
Bu elbise ve eşyalar, Türk tarihi ve medeniyeti açısından büyük bir önem taşımaktadır.